22. Yıl



TOHUMU MEYVESİNDE BULUNAN


YENİSES AĞACI


Anadolu çiftçisi omuzuna attığı tohum heybesinden besmele çekerek bir avuç tohum aldı ve sadık yâri kara toprağa saçarak, "Bu dağdaki taştaki kuşun kurdun hakkı için” dedi. İkinci avuç tohumu serperek, "Bu konu komşunun hakkı için” dedi. Üçüncü avuç tohumu tarlaya atarken ise, "Bu da bizim horantanın; çoluk çocuğun hakkı için” diyerek heybesindeki tohumu bir evlek tarlaya ekti. Çiftçi, tohumu çimlenmesi, rengarenk çiçekler açması ve meyveler vermesi için, ekim zamanını iyi ayarlayarak, tavında ve uygun derinlikte sürdüğü toprağa gömdü. Bereketli toprağa atılan tohum zaman içerisinde çatladı, çimlendi ve fide oldu. Fidanlıktan sökülen ve uygun bir yere dikilen fidan, yerini ve toprağını beğenince büyümeye başladı.

Fidan Boy Verdi ve Ağaca Dönüştü

Büyüyen ağacın yabani meyve vermemesi için bahçıvan, kalem ve göz aşısı yaptı. Tutan aşının sağından solundan çıkan ve piç denilen zararlı filizleri zamanla kopardı. Yoksa bu filizler, aşıdan çıkacak sürgünün suyuna, besinine ve güneşine ortak olacak ve böylece gelişmesini yavaşlatacaktı. Bahçıvan toprağı karıştırıp, gübresini verip sulayınca, fidan boy verdi ve ağaca dönüştü. Ağaç budandıkça ve ilaçlandıkça daha da gürleşti ve meyveye durdu. Bahçede mevsimine göre yetişen meyvelerden kuşlar kurtlar gibi konu komşular da nasiplenmeye başladılar. Bahçıvan aile efradının ihtiyacından arta kalan meyveleri satmaya hatta yurtdışına ihraç etmeye başladı.

Ulu Kuşlar Yuva Yaptı Dalında

Büyüdükçe dal budak salan ağacın meyvesinden gıdasını alan insanlar, bunun ötesinde kışın yağmurdan, yazın sıcaktan korunmak için ağacın altına sığınıyordu. Sıcak günlerde yolcular onun gölgesine oturuyor, hem nefes alıyor, hem de serinliyordu. Ağaç hele baharda çiçek açmaya dursun, etrafa öyle rayihalar ve güzel kokular saçıyordu ki; insanlar çok uzaklardan bile o güzel kokuyu içlerine çekiyorlar ve ferahlıyorlardı. Ağaca gelen arılar çiçeğin özünü alıp kovanına taşıyor ve insanlara şifa olan bal yapıyordu. Ağacın dalına tüneyen kuşlar öyle güzel ötüyorlardı ki; o manalı ötüşten etkilenmemek elde değildi. Resulullah Efendimiz, "Ud sesinden, kuşun ötüşünden, ilahinin nağmesinden etkilenmeyenin mizacı bozuktur” diye buyuruyordu. Yunus Emre Hz. ise kendisini manevi bir ağaca benzetiyor ve Anadolu’da "Ulu kuşlar yuva yaptı başımda/ Ben Mevla’yı görür oldum düşümde/ Var git Leyla durma benim karşımda/ Yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum” ilahisini okuyordu. Bu ulu kuşlar sadece ötmekle kalmıyor, sılaya hasret mektupları ulaştırıyor ve dostlara selam götürüyorlardı.

Sonbaharda Hüznün Yapraklarını Döker

Seher yelinde yaprakların hışırtısından peydahlanan yenises göklere yükseliyordu. Bu ağaçlar çiçek açarak baharın müjdesini verdikleri gibi, güz gelince de ihtiyarlayan insanlar namına hüzünleniyor, sonbaharda sararan yapraklarını döküyorlardı. Hz. Muhammed Efendimiz, İslam’ı ağaca benzetiyor ve "İslam ağacının gövdesi şeriat, dalları tarikat, yaprağı marifet ve meyvesi hakikattir” buyuruyorlardı. Yüce Allah ise, "Mukaddes Tuva vadisinin sağ tarafındaki ağaçtan Hz. Musa’ya; şüphe yok ki ben âlemlerin Rabbi Allah’ım” diye nida ediyordu. (28/Kasas: 30) Ayrıca, "Allah güzel bir sözü; kökü yerin derinliklerinde sabit ve dalları semada güzel bir ağaca, çirkin bir sözü de; gövdesi toprağın üstünde destek bulamamış bir ağaca benzetiyor ve ağaçtan ibret almamızı istiyordu.” (14/İbrahim: 24 -26)

Şeceretü’l Kevn; Kâinat Ağacı; Üstün İnsan

Gönül Dostlarımızdan Muhiddin İbni Arabi Hazretleri de, "Şeceretü’l Kevn” isimli mistik eserinde, "Gerçekten ben kâinata ve oluşuna, olanlara ve içinde tedvin edilen hikmete baktım. Gördüm ki; bütün kâinat tümden bir ağaçtan ibaret ve o ağacın asıl nuru ise; "Kün! Ol!” emri habbesinden yani tohumundan meydana gelmiştir. Varlığın temelinde, atomlarında, zerrelerinde yatan o tohum Hakikat-ı Muhammediyye tohumudur. İlk yaratılan, O’nun nurudur. "Var” olan O’dur. Gerisi bir yansımadır sadece. Fakat bazı insanlar, sahip oldukları bu Hakikat-ı Muhammediyyeden perdelendikleri için O’nu inkâr ederler. Böylece esasında kendi asıllarını inkâr etmektedirler: "O kendi öz benliğinizde, hala görmüyor musunuz?” (51/Zâriyat: 21) Bu anlamda "örten, örtücü” anlamına gelen ve gerçeği örten kişiye "kâfir” denir. O, bir bakıma kendi hakikatini; "Hakkın ta kendisi olan Allah’ı” (31/Lokman: 30) örtmektedir. "Muhammed’iyim” diyenler ise; aslında kendi zerrelerinde yer alan Hakikat-ı Muhammeddiyye ağacının tohumunu gören mümin kimselerdir” buyurmaktadır.

Piri Türkistan’dan Anadolu’ya Ekilen Tohum

İnsanlık tarihinin kayıtlarında var olan, ta ezelden aşılanmış fidanların tohumlarını, bu mümbit topraklara eken "Ehil Eller”den Türkistan Piri Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri ve O’nun takipçileri, bu topraklarda tohum eken çiftçi, budama yapan bahçıvan, meyve toplayan işçi, pazarlayan tüccar, kısaca; gören göz, tutan el, kucaklayan sine oluyor. Maddi ve manevi bedelleri ödenerek "Vatan” yapılan bu toprakların "Ebedi Türk Yurdu” kalabilmesi, yeni ekilecek tohumların genetiğinin değiştirilmemesi (GDO), iyi meyve alabilmek için fidanların ve toprağın gerekli bakımının yapılması için de, yeni bedeller ödenmeye devam ediyor.

Tohum "Yeni Bir Dünyaya Doğru” Çıktı

Basın Dünyasının Bahçıvanı Usta Haberci ve Gazeteci Hasan Bölük Bey, Osmaniye’nin il olmadan bağlı olduğu Adana’nın düşman işgalinden kurtuluş günü ve Arif Nihat Asya’nın Bayrak şiirini yazdığı 5 Ocak’ta, 1996 yılında Cebelibereket’in verimli toprağına bir tohum attı. Basın adına atılan bu tohum toprağı çatlatarak "Yeni Bir Dünyaya Doğru” çıktı ve vatan sathına YENİSES olarak yayıldı. Necip Fazıl’ın "Tohum saç, bitmezse toprak utansın!/ Hedefe varmayan mızrak utansın!” dizelerine nazire olarak Hasan Beyin saçtığı tohumdan gür bir şekilde çıkan Yenises Ağacı; kulağa hoş gelen, gönüllere huzur veren, ruhları dinlendiren ve insanları gölgesinde serinleten yayınına devam ediyor.

Yeni Bir Nefes Yenises’te Yazmak Onurdur

Dergimizin İmtiyaz Sahibi Usta Gazeteci Hasan Beyin ulusal basın tecrübesi ile bir bahçıvan gibi büyüttüğü, 22 yıldır tatlı ve güzel kokulu meyvelerini insanlığın istifadesine sunmaya devam ettiği YENİSES; sayfalarında olumsuzluklara, kötülüklere, yanlışlıklara, kısaca topluma kötü örnek teşkil edebilecek ve milletimize zarar verebilecek hiçbir habere ve yazıya yer vermemektedir. O hep doğruyu, iyi ve güzel olanı, verimli ve yararlı olanı, kısaca Türk Milleti’nin moral değerlerini yükseltecek güzel örnekleri yayınlamaktadır. Elimiz kalem tuttukça ve mürekkebimiz kurumadıkça Türk Dünyasına, İslâm Âlemine ve insanlığa yeni bir nefes olan Yenises’te yazmak benim için bir onur olacaktır. Bizleri Yenises marifetiyle nice güzelliklerden haberdar eden, adıyla müsemma Güzel İnsan Hasan Bölük Beye, Türk Milleti adına şükranlarımı sunuyorum. Nice yeni yıllarda ve yeni sayılarda buluşmak dileğiyle…

Nevzat Ergin KUMANDAŞ