Sizden Gelenler


Anadolu'nun Sesi Türk Dünyası'nın Nefesi YENİSES 22 Yaşında 



TOHUMU MEYVESİNDE BULUNAN


YENİSES AĞACI


Anadolu çiftçisi omuzuna attığı tohum heybesinden besmele çekerek bir avuç tohum aldı ve sadık yâri kara toprağa saçarak, "Bu dağdaki taştaki kuşun kurdun hakkı için” dedi. İkinci avuç tohumu serperek, "Bu konu komşunun hakkı için” dedi. Üçüncü avuç tohumu tarlaya atarken ise, "Bu da bizim horantanın; çoluk çocuğun hakkı için” diyerek heybesindeki tohumu bir evlek tarlaya ekti. Çiftçi, tohumu çimlenmesi, rengarenk çiçekler açması ve meyveler vermesi için, ekim zamanını iyi ayarlayarak, tavında ve uygun derinlikte sürdüğü toprağa gömdü. Bereketli toprağa atılan tohum zaman içerisinde çatladı, çimlendi ve fide oldu. Fidanlıktan sökülen ve uygun bir yere dikilen fidan, yerini ve toprağını beğenince büyümeye başladı.

Fidan Boy Verdi ve Ağaca Dönüştü

Büyüyen ağacın yabani meyve vermemesi için bahçıvan, kalem ve göz aşısı yaptı. Tutan aşının sağından solundan çıkan ve piç denilen zararlı filizleri zamanla kopardı. Yoksa bu filizler, aşıdan çıkacak sürgünün suyuna, besinine ve güneşine ortak olacak ve böylece gelişmesini yavaşlatacaktı. Bahçıvan toprağı karıştırıp, gübresini verip sulayınca, fidan boy verdi ve ağaca dönüştü. Ağaç budandıkça ve ilaçlandıkça daha da gürleşti ve meyveye durdu. Bahçede mevsimine göre yetişen meyvelerden kuşlar kurtlar gibi konu komşular da nasiplenmeye başladılar. Bahçıvan aile efradının ihtiyacından arta kalan meyveleri satmaya hatta yurtdışına ihraç etmeye başladı.

Ulu Kuşlar Yuva Yaptı Dalında

Büyüdükçe dal budak salan ağacın meyvesinden gıdasını alan insanlar, bunun ötesinde kışın yağmurdan, yazın sıcaktan korunmak için ağacın altına sığınıyordu. Sıcak günlerde yolcular onun gölgesine oturuyor, hem nefes alıyor, hem de serinliyordu. Ağaç hele baharda çiçek açmaya dursun, etrafa öyle rayihalar ve güzel kokular saçıyordu ki; insanlar çok uzaklardan bile o güzel kokuyu içlerine çekiyorlar ve ferahlıyorlardı. Ağaca gelen arılar çiçeğin özünü alıp kovanına taşıyor ve insanlara şifa olan bal yapıyordu. Ağacın dalına tüneyen kuşlar öyle güzel ötüyorlardı ki; o manalı ötüşten etkilenmemek elde değildi. Resulullah Efendimiz, "Ud sesinden, kuşun ötüşünden, ilahinin nağmesinden etkilenmeyenin mizacı bozuktur” diye buyuruyordu. Yunus Emre Hz. ise kendisini manevi bir ağaca benzetiyor ve Anadolu’da "Ulu kuşlar yuva yaptı başımda/ Ben Mevla’yı görür oldum düşümde/ Var git Leyla durma benim karşımda/ Yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum” ilahisini okuyordu. Bu ulu kuşlar sadece ötmekle kalmıyor, sılaya hasret mektupları ulaştırıyor ve dostlara selam götürüyorlardı.

Sonbaharda Hüznün Yapraklarını Döker

Seher yelinde yaprakların hışırtısından peydahlanan yenises göklere yükseliyordu. Bu ağaçlar çiçek açarak baharın müjdesini verdikleri gibi, güz gelince de ihtiyarlayan insanlar namına hüzünleniyor, sonbaharda sararan yapraklarını döküyorlardı. Hz. Muhammed Efendimiz, İslam’ı ağaca benzetiyor ve "İslam ağacının gövdesi şeriat, dalları tarikat, yaprağı marifet ve meyvesi hakikattir” buyuruyorlardı. Yüce Allah ise, "Mukaddes Tuva vadisinin sağ tarafındaki ağaçtan Hz. Musa’ya; şüphe yok ki ben âlemlerin Rabbi Allah’ım” diye nida ediyordu. (28/Kasas: 30) Ayrıca, "Allah güzel bir sözü; kökü yerin derinliklerinde sabit ve dalları semada güzel bir ağaca, çirkin bir sözü de; gövdesi toprağın üstünde destek bulamamış bir ağaca benzetiyor ve ağaçtan ibret almamızı istiyordu.” (14/İbrahim: 24 -26)

Şeceretü’l Kevn; Kâinat Ağacı; Üstün İnsan

Gönül Dostlarımızdan Muhiddin İbni Arabi Hazretleri de, "Şeceretü’l Kevn” isimli mistik eserinde, "Gerçekten ben kâinata ve oluşuna, olanlara ve içinde tedvin edilen hikmete baktım. Gördüm ki; bütün kâinat tümden bir ağaçtan ibaret ve o ağacın asıl nuru ise; "Kün! Ol!” emri habbesinden yani tohumundan meydana gelmiştir. Varlığın temelinde, atomlarında, zerrelerinde yatan o tohum Hakikat-ı Muhammediyye tohumudur. İlk yaratılan, O’nun nurudur. "Var” olan O’dur. Gerisi bir yansımadır sadece. Fakat bazı insanlar, sahip oldukları bu Hakikat-ı Muhammediyyeden perdelendikleri için O’nu inkâr ederler. Böylece esasında kendi asıllarını inkâr etmektedirler: "O kendi öz benliğinizde, hala görmüyor musunuz?” (51/Zâriyat: 21) Bu anlamda "örten, örtücü” anlamına gelen ve gerçeği örten kişiye "kâfir” denir. O, bir bakıma kendi hakikatini; "Hakkın ta kendisi olan Allah’ı” (31/Lokman: 30) örtmektedir. "Muhammed’iyim” diyenler ise; aslında kendi zerrelerinde yer alan Hakikat-ı Muhammeddiyye ağacının tohumunu gören mümin kimselerdir” buyurmaktadır.

Piri Türkistan’dan Anadolu’ya Ekilen Tohum

İnsanlık tarihinin kayıtlarında var olan, ta ezelden aşılanmış fidanların tohumlarını, bu mümbit topraklara eken "Ehil Eller”den Türkistan Piri Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri ve O’nun takipçileri, bu topraklarda tohum eken çiftçi, budama yapan bahçıvan, meyve toplayan işçi, pazarlayan tüccar, kısaca; gören göz, tutan el, kucaklayan sine oluyor. Maddi ve manevi bedelleri ödenerek "Vatan” yapılan bu toprakların "Ebedi Türk Yurdu” kalabilmesi, yeni ekilecek tohumların genetiğinin değiştirilmemesi (GDO), iyi meyve alabilmek için fidanların ve toprağın gerekli bakımının yapılması için de, yeni bedeller ödenmeye devam ediyor.

Tohum "Yeni Bir Dünyaya Doğru” Çıktı

Basın Dünyasının Bahçıvanı Usta Haberci ve Gazeteci Hasan Bölük Bey, Osmaniye’nin il olmadan bağlı olduğu Adana’nın düşman işgalinden kurtuluş günü ve Arif Nihat Asya’nın Bayrak şiirini yazdığı 5 Ocak’ta, 1996 yılında Cebelibereket’in verimli toprağına bir tohum attı. Basın adına atılan bu tohum toprağı çatlatarak "Yeni Bir Dünyaya Doğru” çıktı ve vatan sathına YENİSES olarak yayıldı. Necip Fazıl’ın "Tohum saç, bitmezse toprak utansın!/ Hedefe varmayan mızrak utansın!” dizelerine nazire olarak Hasan Beyin saçtığı tohumdan gür bir şekilde çıkan Yenises Ağacı; kulağa hoş gelen, gönüllere huzur veren, ruhları dinlendiren ve insanları gölgesinde serinleten yayınına devam ediyor.

Yeni Bir Nefes Yenises’te Yazmak Onurdur

Dergimizin İmtiyaz Sahibi Usta Gazeteci Hasan Beyin ulusal basın tecrübesi ile bir bahçıvan gibi büyüttüğü, 22 yıldır tatlı ve güzel kokulu meyvelerini insanlığın istifadesine sunmaya devam ettiği YENİSES; sayfalarında olumsuzluklara, kötülüklere, yanlışlıklara, kısaca topluma kötü örnek teşkil edebilecek ve milletimize zarar verebilecek hiçbir habere ve yazıya yer vermemektedir. O hep doğruyu, iyi ve güzel olanı, verimli ve yararlı olanı, kısaca Türk Milleti’nin moral değerlerini yükseltecek güzel örnekleri yayınlamaktadır. Elimiz kalem tuttukça ve mürekkebimiz kurumadıkça Türk Dünyasına, İslâm Âlemine ve insanlığa yeni bir nefes olan Yenises’te yazmak benim için bir onur olacaktır. Bizleri Yenises marifetiyle nice güzelliklerden haberdar eden, adıyla müsemma Güzel İnsan Hasan Bölük Beye, Türk Milleti adına şükranlarımı sunuyorum. Nice yeni yıllarda ve yeni sayılarda buluşmak dileğiyle…

Nevzat Ergin KUMANDAŞ     






Anadolu'nun Sesi Türk Dünyası'nın Nefesi YENİSES 20 Yaşında 


Hedefini "Yeni Bir Dünyaya Doğru" diyerek ortaya koyan; yüklendiği misyon ile Türk'ün sevdasını omuzlayıp yarınlara taşıma gayreti ile yürüyen; özümüzün sesi, gönlümüzün neşidesi, Anadolu'muzun nefesi Yenises'in 20. yaş günü münasebeti ile şiirin şehri Elazığ'ın kültür ve gönül evi Manas'ta bir kutlama programı düzenlendi.
'İdealizmi' Temsil Eden Bir Yaym Organıdır

Şair Yazar Bedrettin Keleştiınur, Dergiyle ilgili duygu ve düşüncelerini ifade ederken şunları söyledi: "Bizleri asıl etkileyen ondaki vakar edeptir. İddialı bir ifade kullanacağım; "Yenises" kendisine özgü bir tavrı ve yayın formatı olan, asrımızda, İdealizmi' temsil eden bir yayın organıdır! Sanal ve de yapay olmayan; Okuyucusu ile "bütünleşen' bir büyük 'medeniyet' okuludur! O okulun fotoğrafı içerisinde, 9150 km2'yi bulan Elazığ Şehrini de bulursunuz...780 bin km2'yi bulan Türkiye Coğrafyasını da bulursunuz... 20 milyon km2yi bulan 'gönül coğrafyamı da' bulursunuz! "Yenises" ufuk/ veya ufukları sizlere açan bir dergidir!"
"YENİSES; Türk Dünyası'nın Gören Gözü Düşünen Beyni ve Hisseden Yüreğidir"

Elazığlı Şair Yazar Hadi Önal, "Yenises Osmaniye ilimizde çıkan bir derginin adı değildir sadece. O, Türkiye'mizin hatta Türk Dünyası'nın gören gözü, uzanan eli, düşünen beyni, hisseden yüreği, gülen yüzü, ağlayan gözü olmuştur" dedi.
Başkan Bölük'e Şükran Duygusu

Yenises'in 20. yaş günü münasebeti ile şiirin şehri Elazığ'ın kültür ve gönül evi Manasta bir kutlama programı düzenlendi Programın açış konuşmasını yapan Elazığlı Şair Yazar Hadi Önal, Yenises, temelini Türk-İslam kültüründen alan gönül coğrafyamızın çınarı olmuştur. İnsanı ve İslam'ı referans alan; sevgi odaklı öyle bir çınardır ki Yenises; onun yapraklarından dostluk, barış, kardeşlik türküleri hiç eksik olmaz. Türk dilinin billurlaşmış halini bünyesine alan yağmur suları ile bezeli, yeni çınarlara tohum olacak kozalaklarını toprağa saçarken umutludur, mutludur" dedi. Araştırmaa-Yazar Günerkan Aydoğmuş böylesi bir derginin yaşatılması için maddi manevi bütün imkânlarını seferber eden başta YENİSES Dergisi'nin İmtiyaz Sahibi Hasan Bölük Bey olmak üzere bütün çalışanlarına Türk kültürü adına minnet ve şükran duyduklarını belirtti.

===============================================================================================================================

YENİSES Dergisi 18 Yaşında Olgun Bir Delikanlı Ruhu Fırtınalı, Gönlü Sevdalı ve Başı Dumanlı,

YENİSES Dergisi’nde, 1996 yılı Ocak ayından 2013 yılı Ocak ayına kadar geçen 18 yıllık süreçte, erginliğini ispat eden yiğit ve inançlı bir Türk delikanlısının onurlu dik duruşunu, Allah için çarpan kalp vuruşunu, olaylara olumlu yaklaşan sağ duyusunu gördüm. Gençliğinin baharında, 18 yaşında, aklı başında, tertemiz duygular taşıyan, hep iyiyi, güzeli, doğruyu arayan; adaleti, hakkaniyeti, asaleti savunan, Türk İslam Kültür ve Medeniyetine sevdalı YENİSES dergisinde; 18 bin âlemin Rabbi olan Yüce Allah’ın buyruklarını, bütün insanlığa İslam’ın evrensel mesajını veren Mevlana Hazretleri’nin Mesnevisi’nin ilk 18 beytindeki manevi derinliği, Türk Milletini tarihten silmek isteyen yedi düvele karşı kahramanlık destanı yazan 18 Mart Çanakkale ruhunu buldum. Avucunun içerisinde eski yazı, eskimez rakamlarla 18 yazan YENİSES Dergisinin güçlü eliyle tokalaşmaktan hep mutluluk duydum, sunduğu güzelliklerle ruhumu, gönlümü doyurdum, sonsuz bir huzur buldum.

Okuyucuyu Cezbeden Kapaklar

Sanatkâr ruhlu, kültür adamı ve profesyonel fotoğrafçı Hasan BÖLÜK Bey, İmtiyaz Sahibi olduğu YENİSES Dergisi’nin birbirinden güzel kapak fotoğrafları ile bizi her ay başka diyarlara götürdü. Dergi kapak kompozisyonundaki güzellik, sıcaklık, tatlılık, cana yakınlık okuyucuyu etkilemekte, kendisine ısındırmakta ve içindeki haberlere, bilgilere merak uyandırmaktadır. İlk sayısındaki yakamozun esrarengiz görüntüsü hala gözlerimin önünde olan YENİSES Dergisinin kapaklarını gözümün önünden bir film şeridi gibi geçirdikçe her sayıda birbirinden güzel fotoğrafları yeniden hatırlıyorum. YENİSES Dergisinin içindeki kıymetli bilgileri bir tarafa bıraksak ve sadece bugüne kadar çıkan 204 sayının kapaklarını bir gözden geçirsek, Türkiye’nin bütün güzelliklerini ve zenginliklerini hatırlamış oluruz.

Birbirinden Güzel Hatıralar

Aralıksız 18 yıldır çıkan YENİSES Dergisi’nin kapaklarında; Anadolu’ya Türk İslam mührünü vuran kültür ve medeniyet abideleri, evliya türbeleri, yatırlar, tarihi kaleler, saat kuleleri, kümbetler, ulu camiler, medreseler, güzel sanatlarımızı ve zenginliklerimizi sinesinde barındıran arkeoloji ve etnografya müzeleri tek tek boy gösterdi ve içindeki birbirinden değerli eserler sergilendi. Denizin engin ufuklarından güneşin doğuşu, yüksek ormanlardan ve ovalardan batışı insanı alıp bir yerlere götürdü. Baharda açan çiçekler, rengarenk güller, papatyaya konan arılar, meyveye duran tomurcuklar, yüksek dağlara yağan karlar, denizde yüzen martılar, ormanda gezinen ve yük taşıyan semerli atlar, sırtında odun, kucağında çocuk yüklü çilekeş Anadolu kadınları, Kirmen eğiren ve yayık çalan Yörük anaları, Hırçın Karadeniz’in kemençe ile horan tepen uşağı, folklorumuzun zenginliği sergileyen halkoyunları, bütün bunlar YENİSES’ten güzel kapak hatıraları.

Tuna’da Çağladım, Viyana’da Ağladım

YENİSES’in kapak kompozisyonunu tek tek ele alacak olursak, iç sayfalarına geçemeyiz. Sayfaları açıp içine baktığımızda; tarih, kültür, sanat, edebiyat var. Bilge Kağan’ın, Tonyukuk’un, Çağrı ve Tuğrul Beylerin ve tüm Türk yurtlarının davetini, Şeyh Edebali’nin Osman Gazi’ye nasihatini, Akşemsettin’in Fatih’e hayır duasını, İbni Sina’nın şifasını, İbni Rüşt’ün aklını, İmamı Gazali’nin teslimiyetini, Ali Kuşçu’nun dehasını, Uluğ Bey’in vizyonunu okuduğumuz YENİSES Dergisi’nin gönül sayfalarında; Hoca Ahmet Yesevi’nin hikmetini, Horasan Erenlerinin ve Anadolu Evliyalarının himmetini, Mevlana’nın Mesnevisini, Derviş Yunus’un ilahisini, Kaşgarlı Mahmut’un seslenişini, Yusuf Has Hacib’in kutlu bilgisini okudum. Dedem Korkut’un kopuzu, Karacaoğlan’ın sazı, Pir Sultan’ın bağlaması, Türkistan’ın iki telli dutarı, Itri’nin sanatı, Hafız Post’un güftesi, Dede Efendi’nin bestesi ve Baki’nin beyitleri yer aldı YENİSES’te. Yemen’den Belgrat’a, Adriyattik’ten Çin Seddi’ne, Kırım’dan Fas’a kadar uzanan büyük atlasta, iman ve kültür coğrafyasının hatıralarını, zafer türkülerini, hezimet ağıtlarını okudum. Özetle; Ötüken Ormanı’nda yayladım, Tuna kıyılarında çağladım, Viyana kapılarında ağladım.

Tek Tanrıya İnanırsan Emerim

Batı’ya diz çöktüren Tanrı’nın Kılıcı Atilla’nın kutlu hatıralarını tazeleyen Macaristan-Türkiye milli maçında asılan "Biz de Atilla’nın torunlarıyız” pankartını gördüğün YENİSES’te; Doğumunun ardından üç gün sütünü emmeyen bebeğinin dilinden "Eğer sütünü emmemi istiyorsan putları bırakıp Tek Tanrı’ya inanmanı istiyorum” diye rüyasında uyarılan, bunun üzerine Tanrı Dağlarına çıkan ve şirksiz olarak bir olan Allah’a imanını duyuran annenin koynundaki bebek Oğuzhan’ın annesinin sütünü emmeye başlamasındaki saflığını, Türk’ün Oğuzhan Destanındaki bu Allah ile iç içe oluşunu okuyunca gözyaşlarımı tutamadım. YENİSES’te Anadolu’yu bize yurt yapan Sultan Alparslan’ın duasını, Hacı Bektaşi Veli’nin hoşgörüsünü, Taptuk Emre’nin gönül ateşini, Nasrettin Hoca’mızın mizahını, Evliya Çelebi’nin Seyahatini, İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetnamesini, Süleyman Çelebi’nin Mevlidi Şerifini, Gazi Mustafa Kemal’in Nutuk’unu okudum.

Adriyatik’ten Çin Seddi’ne

YENİSES, pergelinin bir ayağını Anadolu’nun merkezinde sabit tutarken, diğer ayağıyla Kerkük, Musul, Kırım, Üsküp, Kosova, Selanik, Ohri, Gümülcine, Piriştine, Sofya, Budapeşte, Saraybosna, Bakü, Hocalı, Tebriz, İsfahan, Kaşgar, Nişabur, Kabil, Belh, Gazne, Aşgabat, Kazan, Astana, Bişkek, Taşkent, Buhara, Sincan, Urumçi, Erdebil, Meşhed, Bağdat, Beyrut, Kahire, Gazze, Şam, Cidde, Trablus gibi Türk’ün soluk aldığı, İslam’ın yaşandığı her yeri gezmekte. Bazen Amerika’daki Kızılderili Türklerinin, Kanada’da Azerbaycan Bayrağını dalgalandıran Purazadlaın, Sayan Dağlarında Rengeyikleriyle hemhal olan Dukha Türklerinin, Kıbrıs’ta Mücahitlerin hatırlarını sormakta. Kısaca, Tebriz’den Viyana’ya, Asya steplerinden okyanuslara, Adriyatik kıyılarından Çin Seddi’ne kadar Türk’ün zafernamesini kanlarıyla yazan bir ecdadın varisleri olduğumuzu hatırlatmakta ve asla unutmamamızı istemektedir. Balkanlarda, Kafkaslarda öfkenin bitmesi, Irak’ta zulmün sona ermesi, Kerkük’te gözyaşlarının dinmesi, Filistin’de silahların susması, Karabağ’da kalplerin huzur bulması için; gönülleri, vicdanları, umutları kardeşlikle birleştirme, ülküleri, hevesleri, heyecanları al bayrakla buluşturma, Avrupa’nın, Asya’nın, Afrika’nın, hatta Amerika’nın geleceğini okumakta ve yazmaktadır.

İade-i İtibarını İstemektedir

Türk ve İslam coğrafyasının kalp atışını tutan YENİSES; Doğu Türkistan’daki mezalime direnen Gök Bayrağa rüzgâr, Batı Trakya’daki kimlik ve inanç mücadelesine destek, Filistin sokaklarındaki mazlumların sesine nefes vermekte. Karabağ’daki çilenin, Hocalı’daki katliamın, Kerbala’daki vicdansızlığın, Kerkük’teki zilletin, Irak’taki cinayetlerin sona ermesi için kaleminin mürekkebini akıtmakta. Çeçenistan’da sönen, Türkmen yurtlarında direnen, Bosna’da yıkılan ve yakılan hayallerin tamirini istemekte. Türk milletinin sahip olduğu milli, manevi, kültürel ve tarihi değerlerini; yüce dinimiz İslam’ın emir ve yasaklarını, insanlığın evrensel değerlerini yeni ufuklara taşıyabilmenin önünü açmakta. Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Efendimizin Hira Dağında inzivaya çekilişini, Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerinin 63 yaşında hayâsından ötürü toprak altına girişini, Hacı Bayram Veli Hazretleri’nin halvethanedeki çilesini, Şemsi Tebrizi Hazretlerinin şehit edilişini, Niyazi Mısri Hazretlerinin Limni’de Cadde kaldırımının altındaki Kabri Şerifinin iniltisini, Ermenilerin baskısıyla idam edilen Bahçe Müftüsü İsmail Hakkı Efendi ve kardeşi Belediye Başkanı Yusuf Beyin TBMM’nden iade-i itibarını istemektedir.

Yeni Ufuklara Doğru

Anadolu’dan selam ve Türk İllerinden kelam getiren YENİSES’imiz; Kerkük’te hoyrat, Gence’de mahnı, Anadoluda Bozlak, Egede Zeybek, Üsküp’te ağıt, Kırım’da yır, Kaşgar’da sagu, Ötüken’de koşuktur. Sevdalı gönlümüzde türküdür, şarkıdır, koşmadır. Semadır, semahtır, ilahidir. Destandır, mehterdir, marştır. YENİSES’in hassasiyetle üzerinde titrediği; Gönüldür, sevgidir, ahde vefadır. Meftunu olduğu asalettir, yiğitliktir, sadakattir, ahlaktır. Özlemini duyduğu vuslat, buluşma, kucaklaşma, kaynaşmadır. Seferde nefer, tarlada çiftçi, tezgâhta işçi, sınırda gözcüdür. Alın teri, göz nuru, el emeğidir. Sanat ve felsefede estetik, yazıda hüsn-ü hat, halıda nakış, kilimde desen, tabakta çini, suda ebrudur.  Gönüller Sultanı Mevlana Hazretleri’nin ifadesiyle YENİSES’in düşüncesi; "Her gün bir yerden bir yere göçmek ne iyi. Her gün bir yere konmak ne güzeldir. Ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazımdır.” Durmadan, yorulmadan, yılmadan yeni ufuklara doğru koşmak, engin denizlere yelken açmak YENİSES’in huyudur.

Nevzat Ergin KUMANDAŞ
===============================================================================================================================

YENİSES Dergisi’ne Eleştirel Bir Bakış!..

Ülkü Ocakları Akdeniz Bölge Başkanlığım dönemimde tanıştığım ve bugün 200. sayısına ulaşmasından mutluluk duyduğum Yenises Dergisi’nin iyi bir okuyucusu oldum. Çok farklı konularda farklı bakış açılarıyla yayınlanan, güncel yaşantımızı içeren haber ve yorumlara, araştırma ve düşünce yazılarına birçok kez eleştirel yaklaştık. Olmaz böyle bir şey dedik. Ancak zaman bize hep yanıldığımızı gösterdi. Yenises Dergisi çıktığı günden beri Türk toplumuyla barışık, Türk toplumunun milli ve manevi değerlerini işleyen, asla ayrımcılığa yer vermeyen, milletimizi kaynaştıran bir yayın politikası izlemiş, Türk milletinin "Yeni bir dünyaya doğru” hazırlanması gerektiğini her sayısında vurgulamıştır. Ama biz okuyucular olarak bu vurguyu görmeyip, hep eleştirel yaklaşıp yayın kurulunu haksız eleştirilerle karşı karşıya bıraktık. Zaman zaman tepkiler koyduk. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Atatürk’ün zehirlenerek öldürüldüğünü Osman Şahin imzasıyla ilk kez Yenises Dergisi’nde okuduğumda inanamadım ve arkadaşlarımla paylaştığımda ‘Olmaz böyle bir şey saçmalıyorlar’ diye değerlendirdik. Ancak bugün bilim adamları tarafından yazılan kitaplarda, konu belgeleriyle ortaya konuldu.

Siyaset Üstü Yayın

Antalya Yörükler Derneği tarafından Söbüce Yaylası’nda düzenlenen şenliğe katılan DYP Genel Başkanı Tansu Çiller’in Türklük ve Yörükler üzerine yaptığı konuşmasını Yenises Dergisi’nde okuyunca yayın kurulunu DYP’li olarak suçladık. Daha sonra, aynı şölene bütün genel başkanların davet edildiğini, ancak katılmadıkların öğrendik. Zamanla ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu’nun, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın katıldıkları Türk-İslam deseninin nakış nakış işlendiği, buram buram kültür kokan Yörük Şölenlerinin haberlerini de boy boy görünce, boynumuzu büktük.

Bir Olalım, Diri ve İri Olalım

Milli ve insani değerlerin yanında İslami konulara da yer verince Yenises’i dini grupçulukla yargıladık. Peygamberler Tarihi ve Gönül Sultanları dizisiyle, Bunalımdan Kurtuluş Reçetesiyle, bizler Türklerin İslamiyet’i Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri ve ondan sonraki Gönül Erlerinden öğrendiğini öğrendik. Şeyh Edebali, Yunus Emre, Nasrettin Hoca, Mevlana Hazretleri gibi âbide şahsiyetlerin anma haberlerinde verilen engin mesajları algıladık. Yayın Kurulunun milli, İslami, insani ve evrensel çizgisini anlamaya başladık. Gerçek Şafağın sökün ettiği yeni ufuklara doğru birlikte yol aldık. Türkleri Viyana kapılarına kadar götüren yedi düvele meydan okuyan Yeniçeri Ocağı’nın Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri’nin duasıyla kurulduğunu, Pir Sultan Abdal’ın halk ozanı olmasının ötesinde bir Hak Âşığı olduğunu, Ümmi Sinan, Kaygusuz Abdal ve yetiştirdiği Abdal Musa Hazretleri’nin anma programlarında, devlet erkânının bu güzide şahsiyetler hakkındaki söylediği birçok güzel sözleri Yenises Dergisi’nde okuduk. Ayrımcılığın ve bölücülüğün yerine bir olmanın, diri olmanın ve iri olmanın mesajlarını bulduk.

Ufku Geniş, Düşüncesi Derin

Bir zamanlar Türkiye gündemini meşgul eden 1 Mart Tezkeresi’nin TBMM’de geçmemesi gerektiğini Yenises Dergisi’nden okuduk. Diğer çığırtkanların yayınlarına bakarak bu kez yayın kurulunu dış güçlerin ajanı olarak suçladık. Yenises Dergisi’nde yayınlanan Antik Kentler dizisini okudukça, bu dergide bunun ne işi var, sayfa doldurmaktan başka bir işe yaramaz, diye hep eleştirdik. Nice kavimlerin yaşadığını ve sonunda tarihe gömüldüklerini, bir zamanlar sarayların bulunduğu mekanların harabeye döndüğünü ve Kur’an’ın ifadesiyle bu durumdan ibret almamız gerektiğini öğrenince, turizmin başkenti Antalya’da Aspendos, Termessos, Side, Pasalis gibi ören yerlerimizi ziyaret eden turistlerden daha farklı düşünmemiz gerektiğini idrak ettik. Kazım Mirşan’ın Türk tarihiyle ilgili tespitlerden ve Muharrem Kılıç imzasıyla yayınlanan ‘İnsanlığı Etkileyen ve Dünyaya Yön Veren Uygarlıklar’ dizilerden Türk tarihinin bize öğretilenin aksine çok eskilere dayandığını, Türk toplumunun bilge insanlarla birlikte yürüdükleri dönemlerde hikmete dayalı bir hâkimiyetle ve adaletle yönetilen insanların mutlu olduklarını gördük.

Hasan Beyi Kutluyorum

Zaman zaman Yenises Dergisi Sahibi Hasan Beyin içinde bulunduğu etkinlik haberlerini görünce, milletvekilliğine hazırlanıyor endişesine kapıldık. Siyaseti çok iyi bilmesine rağmen günübirlik politikadan uzak durduğunu gördük. Şöyle bir bakıp geçtiğimizde güncel habere ağırlık verdiği kanaatine sahip olduğumuz Yenises’teki etkinlik haberlerini okudukça, haberin yoruma dayalı bir derinliğe sahip olduğunu anladık. Önyargıyla yaklaşmamızı, sorgulamamızı, yargılamamızı, sorgusuz infazımızı ve haksız eleştirilerimizi sabırla dinleyen, yüzünü hiç ekşitmeyen ve her defasında bize tebessümünü esirgemeyen Yenises’in, çizgisinin ve yayın politikasının Türkiye gerçeklerine en uygun olduğunu, bu pozitif yaklaşımıyla hissetmeye başladık. Biz okuyucular olarak elde ettiğimiz güzellikleri görmeden her sayının ardından bir kusur bulmaya çalıştığımız ve çeşitli eleştirilere maruz bırakarak tepki koyduğumuz Yenises yayın kurulunu bu milletin öz evlatları olarak görüp artık desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Birçok güçlüklere rağmen, ilk günkü heyecanıyla, ilkeli ve seviyeli bir çizgide yayın hayatına devam eden ve bugün 200. sayısına ulaşan Yenises Dergisi’nin Sahibi Hasan Bölük Bey başta olmak üzere yayın kurulunu kutluyor, bundan sonraki yayın hayatında başarılar diliyorum.

İlhami OKUDAN

===============================================================================================================================